Eylemi Gösteriyle İkame Etmeyi Denemek

(Varlık dergisinde Gezi Parkı Eylemleri soruşturmasında yer alan yanıtım)

Kazlıçeşme mitingi için en az dört ilden kara ve deniz yoluyla izleyici taşındı, belli ki amaç emsali görülmemiş bir kalabalık yaratarak eylemci kitlesine diğer yüzde 50'yi göstermekti. Kazlıçeşme'ye giden araçlara öncelik tanıyan trafik duyuruları, eylem alanlarına ulaşması engellenen kitleye haddini bildiriyordu. Kurulan sahra hastanesi, eylemlerde gözaltına alınan gönüllü sağlık görevlerinin mitingdeki karşılığıydı. Eylemcilere püskürtülen sıvı biber gazlı basınçlı suya karşılık miting izleyicilerine içecek su ve gıda ikramında bulunuldu. “Müdahalede bulunan” polislerin yerini selam verip yol gösteren parti temsilcileri almıştı. Kara ve deniz yoluyla belli bir noktaya kadar gelen izleyiciler yaklaşık bir saatlik yürüyüşle alana ulaşan izleyiciler de yollara düşen eylemcilere karşılık geliyordu. Mitingin görkemli lideri, yani ilk ve son sözü söyleyen başbakan, lidersiz kitlelerin negatif imajıydı mutlaka. Eylemcilere uygulanan fiziksel şiddetin mitingdeki görüntüsü ise simgesel şiddetti: O sıcakta bir saat yürütülüp güneşin altında daracık alanda kendilerinden oldukça yüksekte duran, yarım saatten fazla geciken liderlerini beklemek ve onu izlemekle misyonunu yerine getiren kitle... “Gösteri sadece sahte kullanımın hizmetkârı değildir, bizzat kendisi yaşamın sahte kullanımıdır.”1

 

Bir gün önce Ankara'da da miting düzenlenmişti, ama belli ki asıl amaç İstanbul'du. Ankara'daki daha çok bir hafta önceki başbakan döndü, olay kontrol altında gösterilerinin bir parçasıydı. İstanbul'da görkemli bir gösteriyle zihinlerdeki imajları kendi ürettikleriyle değiştirmeyi hedefliyordu. Polis şiddeti bile bu strateji içinde okunabilir: Eylemcilerin görüntülerinin yerini iktidarınkiler alacak, eylemciler belirsiz birer figürana dönüşecekti.

 

Aynı saatlerde İstanbul'da binlerce eylemci Taksim'e ulaşmaya çalışıyordu. Ankara'da da kitlelerin buluştuğu bir Kızılay görüntüsü aynı yöntemle, şiddetle engellendi. Çeşitli kentlerde onlarca eylem ve buluşma, devlet şiddetinden başka hiçbir kavramla açıklanamayacak yöntemlerle engellendi. Bugün aklımızda kalan en güçlü imge dağıtılan kalabalıklarınki,ya da öyle olması umuluyor. İktidar, mitingden sonraki beyanatlarında zaferini, Avrupa da dahil izler kitleyi yanlış yorumlamakla itham ederek perçinlemeyi denedi.

 

Eylemlere neden olan olaysa yerel bir kentsel patlamaydı. Ortak kullanım alanlarından birinin, bir yeşil alanın iktidar sembolü bir yapılaşmayla ticari mekâna dönüştürülmesine itiraz eden yerli yerleşiklerdi her şeyi başlatan. Uygulanan şiddet bir günde hemen bütün ülkeye yayılan bir sosyal patlamaya dönüştü. Katılımcıların sermayeden doğrudan pay almayan kesimler olarak tanımlanması herhalde yanlış olmaz. Ama ortaya çıkan “herkes”lik daha çok David Harvey’nin kullandığı anlamıyla hareketlerin hareketleri niteliğinde. İstanbul'un çeşitli bölgelerinden kitleler Taksim'e “destek vermeye” gitti, 67 kentte başlayan ve bugün de en az 10 kentte aynı hararetle süren eylem dizisinin adı da “destek”ti. Ben Eskişehir ve İzmirdeki eylemlerde bulundum. Destek verenlerin her biri kendi gerekçeleriyle iktidardan rahatsızlık duyuyordu, bu doğru. Ancak burada da bir ortak payda vardı: Siyasetin özel yaşama müdahalesinden duyulan rahatsızlık. Bu herhangi bir gelecekten duyulan endişe değil, “bugün” meselesiydi, “yaşam alanımızı daraltılmış buluyoruz.” Herhangi bir ideolojik başlık altında açıklanamayacak bu yakınma, en geniş ifadesini seçilen toplanma alanlarında buluyordu: Eylem merkezleri meydanlardan ve yeşil alanlardan seçildi, bir tür yaşam alanına dönüştürüldü oralar,mesaj açıktı: Kent özel ve kamusal yaşam alanını geri istiyordu.

Şunu da görmek gerekiyordu: Birinci gün sempati toplamakla yetinen Gezi parkı eylemi uygulanan şiddet sonucu yayıldı. Eylemlere katılan herkes alanlardaki heterojen dokuyu, ortalamanın epey üstünde seyreden niteleyen pasifizmi ve şiddetin süngüsünü düşüren karnavalsı mizahı inkâr edemez. Marjinallik iddiasını yanıtlamaya gerek bile görmüyorum. Açıktan antiotoriter ama belki gizliden antikapitalist bir ruh halinden söz edilebilir en fazla. İktidar, bu belirsizlikler arasındaki mesajı bireylik ve kent politikaları iktidara ulaşma yolunda sadece araçsallaştırdığını, özümsemediğinü düşündürecek ölçüde alımlayamadı ya da anlamak istemedi. İki olasılık var: Ya iktidar bu eylemleri gerçekten yanlış yorumladı, ya da uzlaşmayı seçtiği takdirde eylemin sona ereceğine güvenmedi. Sonuçta bu eylemlere destek verenlerin zaten oyunu alamadığı ve alamayacağı kesimlerden olduğunu düşündü. Bunlar öyle kişilerdi ki, iktidardaki partinin cılız alternatiflerine istemeye istemeye de olsa oy vermişlerdi, o olmasın da kim olursa olsun, dercesine... Gösterinin şiddeti bana ikinci olasılığın daha etkin olduğunu düşündürüyor. Her iktidar için sokaktaki kitleler endişe uyandırıcıdır zaten, hele hâlihazırda dünyanın pek çok köşesinde sokaklar eylemde ısrar edip duran kitlelerle doluyken... Açıkçası küresel kapitalizmin en iyi günlerini yaşamadığı günümüzde ülke ekonomileri zaten pamuk ipliğine bağlı ve küçük krizler büyüyor. Bu da kredi notunu yeni yükselten bir ekonomi için fazladan adrenalin üretimine yol açsa gerek.

Polis şiddetinin meşrulaştırılması için geliştirilen yaklaşımlar, “dış mihraklar”, “tam da barış geliyordu”, “oyun”, “asıl şiddeti eylemciler/provaktörler yaratıyor,” ve son olarak “azınlıksınız, seçimi bekleyin” başlıkları altında derlenebilecek cümlelerle iktidarın yanı sıra “evde zor tutulan yüzde 50’nin” ağzındanda telaffuz edildi. Tamamen yerli sıkıntıların tamamen yerli cümlelerde dile getirildiği bu hareketin böylesi naif yorumu kitleler içinde yine hafife alınma duygusu uyandırdı, suçluluk duygusu uyandırmadı böylelikle, bilâkis, 15 Haziran cumartesi günkü eylemin süreceği deklarasyonuna yol açtı gibime geliyor. Son gün muhtemelen platform 19 gündür sokakta yaşamayı göze almacasına özveriyle yarattıkları etkinin somut bir sonuç doğuramama olasılığıyla tedirgindi. Onlar da iktidara güvenmiyorlardı, güvenemiyorlardı. Bunun için de yeterli gerekçeleri vardı bile denebilir: Bir gün önce seçim propagandası olarak tarif edilen miting, “Milli İradeye Saygı” başlığı altında düzenlenecekti. Nitekim sonuç niteliğinde bir karar alınmasına fırsat kalmadan polis güçleri son noktayı koydu, ya da koymayı denedi.

Bu yazının tamamlandığı günde geceleri yasaklanmayan birçok noktada toplanan kitleler, gündüzleri burunlarına dayatılan iktidara aldırmaz bir pasif direnişle yayınların ve fısıltı gazetelerinin dikkatlerini üzerlerinde tutmayı beceriyorlar, başrolü yitirmemek her yolu deneyen iktidarın asabını bozmayı hâlâ beceriyorlar. İktidarı yeni ikamelere davet ediyorlar. Eylemlerin başında çıkan bir twit tam da bu durumu ifade ediyor: “İlk defa gündemi Başbakan belirlemedi!”

Söylenecek çok şey var, bir demokrasi anlayışı uzlaşmazlığı, bir çevresel duyarlılık uzlaşmazlığı, bir özel alan uzlaşmazlığı, bir kentsel paylaşım uzlaşmazlığı, hatta bir mahremiyet ve mukaddesat uzlaşmazlığı bu heterojen hareketi açıklamakta ele alınması gereken kavramlar. Ancak bunların da öncesinde bir güven krizi ve artık devletle bir aileden çok profesyonel ilişkiler geliştirmeyi isteyen bir kitlenin varlığı gözardı edilemez. Zaten mevcut iktidarın bugüne dek kaydettiği başarıda hizmetlerdeki profesyonelleşmenin payı tartışılmaz. Şimdi kitleler bir adım ötesini, kabul etmeli ki oldukça kibarca rica ediyor, bunu bir meşruiyet zemini olarak görüyor hatta. Eylemlerde sadece iktidar değil muhalefet partilerine de mesafe konulduğunu hatırlayarak, naçizane beklentim, demokrasi, çoğulculuk ve katılımcılığı içselleştiremeyen siyasetlerin beş on yıl içinde tamamen tedavülden kalkmak zorunda kalacağıdır. Belli ki en az yüzde 50 mutlu yarınlar için özveride bulunmak istemiyor: Huzurlu bir bugün istiyor. Bir grup adına da istemiyor, kendi için istiyor. Üstelik eylemle iletişime geçen, belki de aralarında uzlaşmayı denemeye karar vermeye istekli bir kesimden söz ediyoruz. Bu da aslında hepimiz için bir fırsattır.

1

Guy Debord, Gösteri Toplumu. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2006 (2. baskı), s: 56.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !